Her gün birbirine benzeyerek başlar genelde; güneş doğar, insanlar uyanır... Basit bir tekrar gibi belki bozuk bir plağın tekrarı gibi!
O gün, her zamanki bozukluğundan başkaydı. Boşalan üst kata yeni taşınanların tadilat sesleri sabahın köründe adamı uyandırdı. Tembellikten 5 dakika daha uyumak için derse gitmeyen ben, aptal seslerin tecavüz ettiği kulaklarımın rahatsızlığından uyuyamamamın ve derse gitmemenin pişmanlığıyla ödedim.
Adamın basit bir hayatı vardı; sabah kalkar, fakülteye yürür, derse girer, dinler, belki not alır ve eve döner... Vakti gelince sınavlara çalışır, ortalama biri olarak hayatını sürdürür. Farklı bir şey yok! Rutin.
O gün, sabahın pişmanlığıyla derse girmek için değil de kampüs içinde bulunmak adına yola koyuldum. Derse gitmeye üşenen ben, iki çekiç gürültüsüyle okula sürüldüm.
Eğer herkes derste ve siz yalnızsanız yapacak pek az şey vardır. Bunlardan biri, kampüs içindeki kafeleri ziyaret etmek ve bir şeyler içmektir. O da öyle yaptı. Oturdum bir masaya. Ferah bir yer sayılır burası. Hemen hemen herkes üniversite öğrencisi.
Bir espresso söyledim, her zamanki gibi. Kahve içecek insan eğer bir mekana ilk defa gittiyse ve oraya daha sonra tekrar gidecekse kahvelerinden şüphe etmemek için ve dahası başkasıyla gelirse rezil olmamak adına ilk önce espresso içmeli. Eğer espresso güzelse yapılan her kahve çeşidi güzeldir.
Espresso geldi.
Bu içeceğin yanında pasta vermeliler... Alman pastası fakat... Adam oturdu, etrafı izledi. Mekanda çalan boş müziğe istemsiz ritm tuttu. Sonra aynada kendine bakan bir çift göz, bakış gördü.
Duvarları aynalı bir yerdi burası. Dört duvar boyunca uzanan aynalar... Doğru açıyla bakan bir kişi aynanın yardımıyla bir insanı tam boyutlu olarak görürdü; arkasını, önünü. Bu bakışlar da arkası normalde kafeye dönük olan ama karşısındaki aynadan bütün kafeyi gören bir kıza aitti. Esmer tenli bir kız.
Sürmeli.
Siyah saçlı.
Bakışlar gariptir bazen... Bakışmak da... Ben de baktım sonra çevirdim gözlerimi. Belki o da çevirdi. Fincandan bir yudum aldım. Doğrusu pek de iç açıcı değildi tadı.
Sonra onun aynadan bana bakmadığı bir anda ona baktım arkadan.Saçları soluna düşmüş, önündeki kağıt tomarına eğilmişti. Sol yanından bütün saçları sarkıyordu. Belli olan bir şey vardı: saçlarına bu şekil suni bir şekilde verilmişti ama doğal duruyordu. Muhtemelen elleriyle geriye sola doğru atmıştı saçlarını. Aynanın faydası büyüktü.
Sola düşen saçlarından ensesinin çıplaklığı ortaya çıkıyordu uzunca inceledim. esmer tenindeki ense tüylerini. bakmamla hareketlenmeleri bir oldu tüylerin. Sanki bakışımdan irkildiler. Korktum!
Hem aynadan hem arkadan izledi kadını adam. Kadın bir şeyler yazdı durdu, okudu. sıkıldı zaman zaman içtikçe içti bir şeyler. arada sırada gözlerini kaldırdı aynadan etrafı izledi. Adam bir meyve çayı içti çünkü kahveler istediği tatta değildi. zaman aktı bir süre. en az bir-iki ders vakti kadar olsa gerek çünkü dersler bitti yenileri başlayacağı vakit geldi. Kız kırmızı trençkotunu giydi vücuduna yapışan kahverengi, hatlarını gösteren incecik kazağının üzerine. Belli ki en sevdiği küpeleri -beyaz inci küpeleri- parıldadı bir anda.
Adam her hareketi izledi. Kadın masadan bir iki adım uzaklaşmışken bir şey hatırlar gibi döndü. Bir iki kağıt vardı belki boştu belki dolu. Kalemini eline aldı. Bir şeyler yazdı kağıda uzun sürdü biraz. Kağıdı kopardı yarısından. İkiye katladı, yürümeye başladı.
Tam oturduğum masaya doğru. Bana doğru! Belki de... Yürüdü bana... Yanımdan geçti hiç duraksamadan. ama elinde tuttuğu kağıttan olsa gerek sallamadığı elini, tam masanın yanındayken masama doğru seyirtti. e
Elindeki kağıdı bıraktı. Kağıda baktım. Kızı görmedim, çıktı mı kaldı mı? Arkama bakmadım.
Uzandım; kağıdı aldım, açtım kat yerinden, okudum, buruşturup cebime soktum. Fişi alıp arka taraftaki kasaya yöneldim ücreti ödeyip çıktım 14,50 lira... Eve yürüdüm rüzgar vardı havada. Anahtarı çevirip içeri girdim kapıyı açmak için kapıyı bir elimle kendime çektim başka türlü dönmezdi anahtar.
Tadilatın sesleri devam ediyordu. Bıkkınım...
Adam aynaya baktı... Rahatsız oldu.