5.17.2012

Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200, Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.
http://goo.gl/ciXjD?ref=460 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.

5.08.2012

Bitenler

Silinen gözler, gözyaşlarından arındırılıyor. Kesinlikle ve kesinlikle sırtüstü yatarak ağlamak aptalca. Bu aptallığın farkındalığıyla doğrulan bir beden. Sırtüstü yatarken gözyaşları gözün içine akıyor.

Ne kadar garip gözyaşlarının gözü acıtması... hem ağızda yapışkan bir tat.

Bittiler hep. Koca anılar... Bittiler. Şimdi sadece uyumak var. yüzüstü yatıp ağlayarak uyumak. 
Bitenlerin ardından uyumak.

Sadece uyumak

Uyumak
Uyku
Uyu

Nihayet sonuç verdi ilaçlar... Gözyaşı sellerinde boğulmak yerine uykunun karanlığına sığındı gözler.
bir daha ağlamamacasına ve gülmemecesine... Eski bitik anıların rüyasına daldı hayat.

4.12.2012

3.21.2012

Ağaçla Anlaşma

Annemden doğunca dikmişler bu ağacı. Annem bir beni bir de o fidanı doğurmuş... Doğurma demişler de doğurmuş. Dinlememiş hiç kimseleri...

Benden büyük olacak kardeşlerim ölü gelmişler benim geldiğim yerden. Ama dayanamamışlar üzüntülerine onların bir de beni peyda etmişler en son. Doktorlar doğurma demişler de doğurmuş. Annem dinlememiş kimseleri.

Dik kafalıdır annem yani bilmem ki 8 yaşındayım ben ama o ısrarla 7 deyip duruyor. bir ki döt beş altı sekiz yaşındayım işte ben... Ama o bilmiyor işte.

Annem beni doğurduktan sonra dediklerine göre hiç kalkamamış ayağa... çok ağırmışım ki demek ki ben çok yorulmuş beni doğururken... Hasta olmuş. Kalkamamış bir daha ayağa. Ama ben büyünce ayağa kalkabilmişim. Babam der işte hep dik kafalısın diye gerçekten de öyle dik kafalı annem işte unutmuş yürümeyi. Olsun yürümesin zaten. O yorulmasın diye ben pek ses çıkarmam... Mesela ben küçükken hiç "Anneeee!" diye bağırmadım salondan. Hep "Teyzeeee!" dedim Hulusi hep "Anne!" diye bağırır. Aptaldır o biraz. Nizim karşı komşunun çocuğu, Hulusi.

Çok da yaramazdır. Bir keresinde ağacın üzerine tırmanmaya çalıştı beceremedi, şişko çünkü. Çok yaramaz çocuk ama bir cillileri var... Ne güzeller onlar. Ben ondan alıp hep ağaca tırmanırım, o çıkamaz. Sonra bağırır "Anneeeee!" diye "Cillilerimi vermiyor." Çok Yaramaz işte. Annesi kafasını camdan çıkarır "Beraber oynayın!" der. Annesi de yaramaz. Benim annem hiç öyle şeyler demez. Hep yatar. Ben ona kazandığım cillileri gösteririm hep tebessüm eder. İçine bakarız cillilerin beraber, denizler gözükür bize. Onla benden başkası göremez.

Sonra ona ağaçtan bahsederim hep ne kadar çok büyüdüğünden. O da beni dinler hep. Pek az konuşur başımı sever. Geçen hafta ağacın bir dalı kırıldı rüzgardan, kılıç yaptım. Sonra annemi şeytanlardan kurtardım kılıçla.
Ninem der hep şeytanlar dolaşırmış annemin başında ondan yatarmış. Ben de dövdüm onları. Şeytanlardan biri kaçarken annemin başındaki vazoya çarptı galiba. Düşüp devrildi, kırıldı. Babam kızdı hep... Ama dinlemedi ki beni şeytanlar devirip kırdı... Vallahi ben değil.

Vazonun içindeki çiçeği ben buldum anneme. Yine ağaca çıktığım bir gün gördüm onu. Bizim evin bahçesi büyük gibi görünür aslında ama aslında çok küçüktür. Tabi ağaca çıkmak gerek bunun için. Oraya çıkınca gördüm işte...
Vazoyu da babam getirdi içine su koyduk annem amma da çok sevinmişti.

İşte öyle. Ben doğdum diye ekildi ağaç... Sonra...

O gün limonata yapacaktım teyzemle, öyle söz vermişti. Ama annemin odasından hiç çıkmadı. Kahvaltı da edemedik. Ben de ağaca çıkmış bekledim. Sonra babam geldi tanımadığım adamlarla adamlar evimize girdi teyzem çıktı dışarı, ağlamıştı sanki. Her şeyi ağaçtan izliyordum. Sonra ne oldu bilmiyorum. Bizim evden üzeri beyaz bir örtüyle kapatılmış bir şey çıktı adamlarla. Gittiler uzaklara. Ardından babam da gitti. Kimseler gelmedi uzun süre... Ben çok açıkınca Hulusigillere gittim, bana kek verdi annesi sıcak sıcak... Hulusiyle oynadım biraz ama annemin uçup gittiğini söyledi. Aptal çocuğa annemin yürüyemediğini söyledim nasıl uçsun? Beni dinlemedi hiç. Aptal!

Akşam yine ağaca çıkıp bekledim, babam yoktu etrafta. Annemin odasının kapısını da kilitlemişler, göremedim onu. Teyzem de beni görünce ağladı durdu, ona "Önemli değil başka zaman yaparız limonatayı." dedim ama dinlemedi. Bir ara ninem gözüktü ama korktum bir şeyler demeye kafasını örtmüş öcü olmuş. Ben de ağaca çıkıp babamı beklemeye başladım.

Babam elinde baltayla geldi. Sonra bana in dedi. "Sen buraya çıkamazsın ki inmem!" dedim ama o bana "İn!" diye bağırdı. Ben de ağlamaklı olup indim aşağı. Sonra babam baltayı vurdu ağaca. Ağaç ağladı hep. "Dur vurma baba!" diye ağladı. Vallahi ben ağlamadım. Ben güçlüyüm çünkü...

Sonuna kadar vurdu babam baltayı. İnce bir parça tuttu ağacı ben de babamın ayağından tuttum. "Vurma ben doğdum diye dikildi o!"  ama ağaç da düştü, ben de yere düştüm. Babam iteledi beni sonra yerdeki ağaca tekme attı. Sonra da baltaladı. Parça pinçik olana kanayana kadar...

Hep ağladı ağaç... Sonra babam el arabasını aldı doldurmaya başladı içine ağaçları. Sonra da uzaklaştı işte.

İşte böyle... Şimdi ben seni buraya dikiyorum. Kılıcımdın sen benim hatırladın mı? O ağaçtan geriye kalan tek şey. Şimdi seni buraya dikiyorum ki büyü sen de... Burada annem yatıyormuş artık. Hulusi söyledi. Aptal yaramaz çocuk, hiç toprak altında yatar mı insanlar?

Bence annem artık yürümeye başladı, hatta koşmaya başladı, koştu uzaklara... Bir gün geri dönecek. İşte o zamana kadar kocamaaan büyümelisin dal. Ağaç olmalısın eskisi gibi. Böylece annemle sana tırmanalım.

Anlaştık mı?

2.29.2012

Aynadaki Bakışlar

Her gün birbirine benzeyerek başlar genelde; güneş doğar, insanlar uyanır... Basit bir tekrar gibi belki bozuk bir plağın tekrarı gibi!

O gün, her zamanki bozukluğundan başkaydı. Boşalan üst kata yeni taşınanların tadilat sesleri sabahın köründe adamı uyandırdı. Tembellikten 5 dakika daha uyumak için derse gitmeyen ben, aptal seslerin tecavüz ettiği kulaklarımın rahatsızlığından uyuyamamamın ve derse gitmemenin pişmanlığıyla ödedim.

Adamın basit bir hayatı vardı; sabah kalkar, fakülteye yürür, derse girer, dinler, belki not alır ve eve döner... Vakti gelince sınavlara çalışır, ortalama biri olarak hayatını sürdürür. Farklı bir şey yok! Rutin.
O gün, sabahın pişmanlığıyla derse girmek için değil de kampüs içinde bulunmak adına yola koyuldum. Derse gitmeye üşenen ben, iki çekiç gürültüsüyle okula sürüldüm.

Eğer herkes derste ve siz yalnızsanız yapacak pek az şey vardır. Bunlardan biri, kampüs içindeki kafeleri ziyaret etmek ve bir şeyler içmektir. O da öyle yaptı. Oturdum bir masaya. Ferah bir yer sayılır burası. Hemen hemen herkes üniversite öğrencisi.

Bir espresso söyledim, her zamanki gibi. Kahve içecek insan eğer bir mekana ilk defa gittiyse ve oraya daha sonra tekrar gidecekse kahvelerinden şüphe etmemek için ve dahası başkasıyla gelirse rezil olmamak adına ilk önce espresso içmeli. Eğer espresso güzelse yapılan her kahve çeşidi güzeldir.
Espresso geldi.

Bu içeceğin yanında pasta vermeliler... Alman pastası fakat... Adam oturdu, etrafı izledi. Mekanda çalan boş müziğe istemsiz ritm tuttu. Sonra aynada kendine bakan bir çift göz, bakış gördü.

Duvarları aynalı bir yerdi burası. Dört duvar boyunca uzanan aynalar... Doğru açıyla bakan bir kişi aynanın yardımıyla bir insanı tam boyutlu olarak görürdü; arkasını, önünü. Bu bakışlar da arkası normalde kafeye dönük olan ama karşısındaki aynadan bütün kafeyi gören bir kıza aitti. Esmer tenli bir kız.
Sürmeli.
Siyah saçlı.

Bakışlar gariptir bazen... Bakışmak da... Ben de baktım sonra çevirdim gözlerimi. Belki o da çevirdi. Fincandan bir yudum aldım. Doğrusu pek de iç açıcı değildi tadı.

Sonra onun aynadan bana bakmadığı bir anda ona baktım arkadan.Saçları soluna düşmüş, önündeki kağıt tomarına eğilmişti. Sol yanından bütün saçları sarkıyordu. Belli olan bir şey vardı: saçlarına bu şekil suni bir şekilde verilmişti ama doğal duruyordu. Muhtemelen elleriyle geriye sola doğru atmıştı saçlarını. Aynanın faydası büyüktü.

Sola düşen saçlarından ensesinin çıplaklığı ortaya çıkıyordu uzunca inceledim. esmer tenindeki ense tüylerini. bakmamla hareketlenmeleri bir oldu tüylerin. Sanki bakışımdan irkildiler. Korktum!
Hem aynadan hem arkadan izledi kadını adam. Kadın bir şeyler yazdı durdu, okudu. sıkıldı zaman zaman içtikçe içti bir şeyler. arada sırada gözlerini kaldırdı aynadan etrafı izledi. Adam bir meyve çayı içti çünkü kahveler istediği tatta değildi. zaman aktı bir süre. en az bir-iki ders vakti kadar olsa gerek çünkü dersler bitti yenileri başlayacağı vakit geldi. Kız kırmızı trençkotunu giydi vücuduna yapışan kahverengi, hatlarını gösteren incecik kazağının üzerine. Belli ki en sevdiği küpeleri -beyaz inci küpeleri- parıldadı bir anda.

Adam her hareketi izledi. Kadın masadan bir iki adım uzaklaşmışken bir şey hatırlar gibi döndü. Bir iki kağıt vardı belki boştu belki dolu. Kalemini eline aldı. Bir şeyler yazdı kağıda uzun sürdü biraz. Kağıdı kopardı yarısından. İkiye katladı, yürümeye başladı.

Tam oturduğum masaya doğru. Bana doğru! Belki de... Yürüdü bana... Yanımdan geçti hiç duraksamadan. ama elinde tuttuğu kağıttan olsa gerek sallamadığı elini, tam masanın yanındayken masama doğru seyirtti. e
Elindeki kağıdı bıraktı. Kağıda baktım. Kızı görmedim, çıktı mı kaldı mı? Arkama bakmadım.

Uzandım; kağıdı aldım, açtım kat yerinden, okudum, buruşturup cebime soktum. Fişi alıp arka taraftaki kasaya yöneldim ücreti ödeyip çıktım 14,50 lira... Eve yürüdüm rüzgar vardı havada. Anahtarı çevirip içeri girdim kapıyı açmak için kapıyı bir elimle kendime çektim başka türlü dönmezdi anahtar.
Tadilatın sesleri devam ediyordu. Bıkkınım...

Adam aynaya baktı... Rahatsız oldu.